Bir söz vardır "Bu dünyadayken yaptıklarınız sonsuzlukta yankılanır" diye.Şu geçici dünyada eşref-i mahlûk olarak hayata olan etkilerimizle hayatın öznesi olarak görünsek de değişen dünya içinde fani olan ömrümüzle aslında bir nesneye dönüşüyoruz.
Bir düşünün Einstein'ın Kopernik',in Newton'un Oklit'in, İbn Sina'nın, İbn Heysem'in, Battani'nin, Farabi'nin günümüzde bile unutulmamasının, var olmalarının sebebi nedir? Hayatın sadece yaşamak değil başarmak da olduğunu keşfedenler sonsuzluğa mühürlerini vurmuşlardır.
“Yazmak” eylemi olmasaydı acaba hangi medeniyetin geçmişini öğrenebilirdik. Yunus Emre, Mevlana, Fuzuli; Sait Faik, Halit Ziya veya Shakespeare, Tolstoy, Balzac, Hugo; Baudelaire, Neruda ve Hayyam “yazmak” eyleminin sihrini keşfetmeselerdi acaba bunların hangisini dünya tanıyor olacaktı. Yazmak, Sartre’ın da dediği gibi bir ayıklama işidir. Bu ayıklamayı ne kadar iyi yapıyorsanız o kadar başarılısınızdır. İyi ayıklama yapan yazarlar, muhakkak okuyucu tarafından diğer yazarlar arasından ayıklanacaktır.
Hayat, ayakta duramayanları, onlar daha hayatayken yutarken aslında tek gerçek, hayatın herkesi istisnasız yutacağıdır. Bu döngü içinde ölmeyenler yaşamasını bilenlerdir. Gerçekten yaşamak anı yaşamak değil, zamanı yaşamak ve yaşatmaktır. Ölümsüzlük aslında hayat döngüsü içinde zaten mevcuttur. Yaşamayı değil ölmemeyi istiyorsanız: YAŞAMAK HİÇ ÖLMEMEKTİR!