ATAOL  BEHRAMOĞLU


          Demet HAMİŞ
 
 Ataol Behramoğlu “1960 Kuşağı” denilen genç şairlerden birisidir. Bu kuşak İkinci Yeni’nin zayıf bir uzantısı olarak da düşünülebilir.
Faruk Nafiz, Necip Fazıl, Cahit Külebi, Orhan Veli, Attila İlhan’ın şiirleri, babasının şair oluşu, annesinin müzikseverliği onu şiire yaklaştırmıştır.
Şiirin yanı sıra hikâyeler de yazar. 1960’tan sonra dergilerde karşılaşırız onunla: Varlık, Ilgaz, Yelken, Elif, Ataç, Gençlik, Yapraklar, Devinim, Evrim ve Dost’ta şiirleri yayımlanır. 1965’te ilk şiir kitabını çıkarır: Bir Ermeni General.
İstanbul
Göğsüme bir İstanbul çiziyorum
Başparmağımla, kelebek biçiminde
Çocukmuşum gibi aynanın önünde
Yüzümü saçlarımı okşuyorum.

Behramoğlu’nda salt duygu yoktur. Onda duygu ve akıl bir arardadır. Topluma değil hayata uyan bir yapısı vardır.
Caddeden liseli kızlar geçiyordu
Medeni hukuku usulca kapattım
İmtihanmış, paraymış, etiketmiş…
İnadına bir sigara yaktım.

Mutluluk, çocukluk özlemi, tabiat sevgisi, yaşama tutkusu, aşk vazgeçilmez konularıdır.
Ölümsüz ne var kahrolası evrende
Limanda ikinci uykusuz adam elleri gemili
Korsan şarkıları kadınlı bıçaklı gecede
Bir duvar ördü ağlamadan.

Şiirlerinde acının adamakıllı koyulaştığı da görülür. Şairin üzerinde bir tedirginlik hâkimdir.
      “İçimde bir sıkıntı dinamiti var ki patlamasa da öleceğim,
 Şiir yazmak istiyorum, canım sıkılıyor, alışkanlıklarımdan iğreniyorum.”
 “Artık her şey renksiz bir boşluğa” dökülmektedir. “Şiir yazmak belki en güzel aldanıştır” ama gerçek kurtuluş değildir.
Behramoğlu’nun temelsiz isyanı soyuttur, amaçsızdır;   fakat başlangıç olarak önemlidir. Bu isyan şairin ileride toplumsal görüşe geçmesi için bir köprü oluşturacaktır.
         1970 yılında “Bir Gün Mutlaka” adlı kitabını çıkarır. “Bu Dert Beni Adam Eder”, “Bu Aşk Burada Biter” şiirleri kitaptaki en önemli şiirlerindendir. Özellikle “Bu Aşk Burada Biter” şiiri alayla üzüntünün ustaca birleştirildiği bir şiirdir;
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter, iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim, bir nehir akıp gider.
 …
Şairi mutsuz, şiirlerini hüzünlü kılan kaynak istenilen ile yaşanılan, tasarlanan ile gerçekleşen arasındaki uçurumdur.
Tüm sevgilerden yoksun koca evrende
Özlememiz mutlu, aydınlık yaşamlar
Bugün daha bir hiçiz dünden
Daha bir yalnızız
Özgürlük öyle uzak ellerimizden
Çocukluğumuz kadar

Şair, hayat bir camın arkasından “sessiz bir kinle” ve “kırık bir hüzünle”  bakmaktadır.
1965’te yalnızca eyleminde fark edilen toplumculuk, 1967’de sanatına da yansımaya başlar.
Behramoğlu, kendine özgü bir sese kavuşarak kendi türküsünü söylemeye başlamıştır.