EDEBİYAT KULÜBÜ-BÜYÜK ORHUN DERGİSİ
SUÇ VE CEZA’NIN ANATOMİSİ                                                                        emrahgürsu
KİŞİLER:
Radyan Ramanoviç Raskolnikov: Hukuk öğrenimini yarıda bırakmış, yoksul ve yalnız bir kişidir. Küçük bir odada yaşar. Yoksul olmasına karşın cömert biridir. İdealleri ve arzuları vardır. Düalist yapıda bir kişiliğe sahiptir.
Pulheriya Alexandrovna Raskolnikova:Raskolnikov’un iyi yürekli annesidir. Yoksul yaşam sürmesine karşın oğluna para gönderme derdindedir. Kocası öldüğü için kızıyla yaşamaktadır.
Avdotya Ramanovna Raskolnikov(Dunya): Raskolnikov’un kız kardeşi. Abisinin iyiliği için istemediği bir evlenme yaparak kendini feda etmek ister. Abisinin  en yakın arkadaşı Luzhin’le evlenir. 
Praskovya Pavlovna Zarnitsina: Raskolnikov’un ev sahibi.
Nastasya Petrovna: Ev sahibinin hizmetçisi. Raskolnikov’ a kızsa da ona yardım edip, ona bakıyor.
Semyon Zaharovic Marmeledov: İşsiz kalmış bir devlet memuru, mazoşist.
Katerina İvanovna Marmeledov: Marmeledov’ un sinirli, hastalıklı karısı. Kaybettiği sosyal mevkinin üzüntüsünü sürekli yaşar.
Sonya Semyovna Marmeledov: Acılar içinde yaşamış, ailesini geçindirmek için fahişeliğe başlamıştır, fakat dindar olan bir kızdır. Raskolnikov’u anlayan belki de yegane kişidir ve onun peşinden gider.
Dimitri Prokoviç Razumihin:  Raskolnikov’un en yakın arkadaşı. Onun suçlu olduğuna inanmaz ve suçlu olduğu anlaşılınca bile onunla beraber gider. Ailesine yakınlık gösterir, her işine koşar. Hastalığında Raskolnikov’un yanındadır.  
Alyona İvanovna: Rehineci kadın.
Lizateva İvanovna: Rehinecinin dindar kardeşi.
Arkady İvanoviç Svidrigaylov: Dunya’nın işvereni ve ona sarkıntılık eden adam. Karısını öldürdüğü söylenir. Azimli ne yaptığını bilen şeytani bir kişilik. Karısı: Marfa Petrovna
Piyotr Petroviç Lujin: Dunya’nın mağrur nişanlısı. Kendisini seven değil kendisine muhtaç olduğu için hayranlık duyan biriyle evlenmek isteyen “ben” duygusunun ön planda olduğu bir kişi.
Lebezniyatkov: Lujin’in aptal, liberal bir arkadaşı. Lujin’i, Sonya’ya iftira ettiğini söyleyerek onu ele verir.
Zosimov: Razumihin doktor arkadaşı.
Nikodim Fomiç: Polis şefi
Porfiry Petroviç: Razumihin’in akrabası olan polisiye düşkünü polis şefi. Olayları çözen adam.
Nikolay Dementiyev: Cinayeti üstlenen boyacı.

ÇÖZÜMLEME
Suç ve ceza işlediği kavramların boyutlarını derinlemesine ele aldığından dolayı genel manada dünya edebiyatının özel manada psikolojik romanlar arasında bir başyapıt olma niteliği taşır. George Lukacs, bu kitabın önsözüne “ruhumu sınayacağım” ibaresini koyar. Zira bu esere karakterini kazandıran “ruhun halleri” dir. Romanı özetleyen bu söz aslında Raskolnikov’un ruhsal bunalımlarının özetidir. Duygularıyla değil aklıyla hareket eden Raskolnikov, önünü açacak cinayeti işledikten sonra tamamen duygu fırtınasına yakalanır ve ruhsal bir bunalım yaşar. Raskolnikov’un ruhu artık bir çatışma alanıdır. Bu çatışmanın galibi yoktur. Ruh ile çatışan akıl hangi taraf kazansa da hep kaybedecek olan Raskolnikov’dur.(e.gürsu)
 Aslında Lukacs’ın da dediği gibi bu yol “girilemeyen bir yol” değil “zor girilen bir yol”dur.
Dostoyevski’nin dünyasında her şeyden önce Batı psikoloji edebiyatının aristokrat-kibar, ince, oyunumsu ruhsal bunalımlara yer yoktur. Onun Petersburglu insanları kendi yalnızlıkları ve çaresizlikleri ile her an vazgeçebilecekleri bir oyun oynamaz.
Kendini dahi olarak gören idealist genç Raskolnikov mutlak otoriteye sahip olduğu inancı içerisindedir. Fakat arzulara sahip olan insanların bir müddet sonra “yanılgı” devresi başlar. Dünyevi güçlerin temsilcisi şeytani deha ile onun karşıtı Tanrısal güç çatışma unsurunu tetikler.
Tüm güç bireyin kendisindedir. Hürriyetin başlangıcı ve bitişi de bu gücün sağlamlığıyla ve o gücün ne kadar güçlü olduğuna bağlıdır. Ona göre hürriyet sosyal kurumlar tarafından kısıtlanmıştır. Hürriyet insanı insan yapan unsurdur. Hürriyet olmadıkça insandan ve insanlıktan söz edilemeyeceği gibi sınırsız hürriyet ise insanlığın sonunun getirecektir. (Rehineci kadını öldürme fikri buradan doğmuş ve açılım kazanmıştır.)
Rasyonel bir birey olarak Raskolnikov, sosyal değer yargılarını reddederek serbest bırakılan iradenin duygusal yıkımlarını yaşar.
Dostoyevski’ye göre insan ruhunda 3 tabaka vardır:
1)Entelektüel tabaka: Akli değerleri ön planda, ruhi değerler yok
2)Tutku tabakası: Arzuların tetiklediği ilerleme isteği   
3)İdealist tabaka: Arzuların değmediği, kötülüğün hakim olmadığı bölge
Maddeleşen insan hayattaki manevi değerleri yıkar. Tanrının otoritesine karşı aklını yüceltir. Aklın emrine giren insan, artık modern dünyanın yeni tanrısıdır.
*          *            *
Raskolnikov’un beyninde şimşek çakmasına neden olan ilk olay rüyasında babasıyla birlikte şahit oldukları, sarhoşların bir atın başını demirle parçalamasıydı. Raskolnikov bu rüyadan sonra, sorgulamaya başlar. Aslında tüm yapacakları bu gördüğünde gizliydi. Atın sahibi, atın sahibi olduğu ve ata istediğini yapmakta özgür olduğunu söylemesi, Raskolnikov’un da aynı düşüncelerle donanmasına sebep olacaktır. Artık işleyeceği suçu meşru kılmak için sebepler yaratıyordu. Bütün yoksul insanlara yapacağı yardım bu küçük cinayeti affettirecek ve bu cinayetin diyeti olacaktı.
Cinayetten sonra, devekuşunun korktuğu zaman başını toprağa gömmesi gibi sürekli uyuyordu.bu uyuma fiziksel gerginlikten kaynaklanmaktadır. Uyuma, dış dünyayla bağlantıyı koparma ve içe kapanma halidir. Kulağına acayip sesler gelmektedir. Yattığı yatak artık onun hücresi oluyor ve orada yaptıklarıyla yüzleşiyordu. Aslında duyduğu tüm sesler içinde yankılanan kendi sesinden başka bir şey değildir.
Polis memuru Zamiyotov’a ise, cinayeti kendi işlememiş gibi “ben olsam şöyle yapardım” diyerek kendince şüpheli olmaktan kurtuluyordu. Hatta “ya onları ben öldürdüysem” diyerek bir yandan şüpheleri üzerinden atmaya çalışırken bir yandan da topluyordu.
Onu asıl ele veren nokta suçluluk psikolojisiyle öldürdüğü kadının evine gitmesidir.
Raskolnikov’un odası, onun ruh dünyasını yansıtmada önemli bir mekân. Karanlık, hem enine hem boyuna fiziksel ve ruhsal olarak bir dar mekân. Fiziksel manada dar olan oda, cinayetten sonra daralıyor ve labirentleşiyor. Zira oda artık bir bataklıktır. “Ne kötü bir oda, tabut gibi” (s. 325)
Onun suçlu olduğunu bilen tek kişi Porfiry. Suçu boyacı üstlense de asıl suçluyu biliyor ve ona kendisinin itiraf etmesi için fırsat veriyor. Porfiry de oyunu Raskolnikov’un anladığı dille oynuyor.

BİR HUKUK ADAMININ ADALET ANLAYIŞI
Raskolnikov okulunu yarıda bırakmış bir hukuk öğrencisidir. Romanın kahramanın bu kimliği boşuna değildir. Çünkü onun radikal düşünceleri vardır. Toplumun değer yargılarının yanlış olduğu düşüncesini taşımaktadır.
Bir gazetede çıkan makalesi onun suça ve suçluya bakışını gözler önüne serer. Ona göre suç, düzenin bozukluklarına karşı bir başkaldırıdır. O insanları 2 gruba ayırıyor. Ona göre “sıradan insanlar ve olağanüstü insanlar” vardır. Olağanüstü insanların sayısı azdır ve sıradan insanlar üzerinde tahakküm hakları vardır. Sıradan insanların yasadışına çıkma hakları yoktur, olağanüstü insanların yasaları çiğnemeye hakları vardır. Sıradan insanlar sadece üremenin malzemesi olan insanlar, doğaları gereği muhafazakâr; törelere, geleneklere bağlı insanlardır. Bunlar sakin hayat yaşar ve düzene itaat ederler. Olağanüstü insanlar ise sürekli yasağı delerler, yıkıcıdırlar ve mevcut düzeni yıkma peşindedirler.
O tüm düşünceleriyle “NAPOLYON” olma peşindedir. Ona göre “Muhammed’le, Napolyon’la sürüp giden insanlığın bütün kurucu ve yasa yapıcıları hiç olmazsa yeni bir yasa yaparken, toplumun kutsal saydığı eskiyi, babadan kalanı yasakladıkları için  yaşadıkları için suçluydular. “Peki, bu kişiler suçlu kişiler mi yoksa ulu kişiler mi?” Baba öldürülmeden evin reisi ya da kral olunamayacağı düşüncesindedir.
Tüm bu düşüncelerle kendisinde “suç işleme hakkı”nı görür ve toplum içine düşmüş olan bir tahtakurusunu öldürür. Rasyonalizmin, şeytani bir şey ve beşer aşkına nefretten de fazla kötülük getirdiğine inandığını göz önünde bulundurursak, Raskolnikov’un durumu akıl ve his arasındaki savaştır. Bu savaşta hisleri baskın gelir ve rüyasını gördüğü “olağanüstü insan”ın kendisi olmadığının farkına varır.
Tanrı karşısında insan gücünü gösterme amacı ile örtüşen bir niyettir onunkisi. Raskolnikov’un eylemi herhangi sıradan bir cinayet olmayıp Tanrı ile insanı birbirinden koparan, bile bile işlenmiş bir suçtur.
Tüm kurduğu hayallerle “NAPOLYON” olmak isteyen Raskolnikov’a göre o bir insanı değil bir prensibi öldürmüştür. Ama üstünden aşıp geçmeden, öteye geçemeden o yanda kalmıştır. Ona göre o artık “estetik bir böcek”ten başka bir şey değildir.

 

SUÇ VE CEZA’DAN GÜNAH VE KEFARET’E
Amaçları yönünde suçunu meşru gören Raskolnikov, ontolojik olarak sosyal değerlerin sesine kulak vermek zorundadır. O işlediği suçun farkındadır. Ama içini kemiren duygular onun cezadan kaçmadığının göstergesidir. İlk önce aklının gücüyle sorumsuzca hareket eden Raskolnikov, Tanrı karşısında küstahlaşır ve gücünü göstermek ister ama tüm yaşananlar onun güçsüzlüğünü gösterirken  o da kendi güçsüzlüğünü farkına varır.
İşlediği suçun ulu bir eylem olduğuna inanır ve cezadan kaçmak zorundadır. Tüm yaptıklarıyla yaptıklarının sonucuna katlana Sonya, Raskolnikov’un karşısındadır.
İçine düştüğü marazi halde, savaşılan üç değerin temsilcileri vardır. Petroviç, psikolojiyi seven ve suçlunun iyiliğini seven(!) bir kanun temsilcisidir. Svidrigaylov, tensel hazlara düşkün, azimli ve kararlı biri olarak iradenin temsilcisidir. Sonya ise ahlakın ötesine uzanan Tanrısal ruhun temsilcisidir.
Raskolnikov, içine düştüğü açmazlardan özellikle Sonya’nın yardımıyla kurtulur. Hıristiyan inancına göre kişi kendi kendine tövbe edemez. Günah itirafında mutlaka bir rahibe ihtiyaç olduğunu vurgulayan kilise, kişinin kendi kendine tövbe edemeyeceğine inanmıştır. Raskolnikov’un rahibi Sonya olmuştur ve Sonya da ona haç vererek doğru yolu göstermiştir.
Mesih, çarmıhta akan kanı ve ölümü aracılığı ile insanlığı günah ve ölüm illetinden kurtarmış, dolayısıyla onların Tanrı’nın huzuruna “kutsal, lekesiz ve kusursuz olarak çıkmalarına imkân sağlamıştır.” (Kol–2:19–22)
   Tanrı, Mesih’in haçında dünyanın yargılanmasını ilan etmiş böylelikle Mesih’te kurtuluş yolunu açmıştır. Dolayısıyla burada haç kurtuluşun sembolüdür.
Raskolnikov’un aslında içinde taşıdığı suçluluk duygusu değil, “günahkârlık” duygusudur. Onun asıl yolu bulacağı 2 kişinin inanç sisteminde çözümleniyor. Sonya ve Nikolay’ın “kenosis”i Raskolnikov’un bilinçaltına inecek ve aslında onun geleceğini belirleyecektir. (Kenosis teolojide; kişinin kendini küçük düşürmesi, İsa gibi tüm günahları üstlenmesi) Nikolay bir mezhebin üyesidir ve onun inanç sistemine göre iyi bir dindar olabilmek için tüm ızdıraplar ve acılar çekilmelidir.
Sonya’nın fuhuşu onun imanına engel değildir. O her ne kadar toplum içinde en alt tabakadan insan gibi görülse de İsa’nın müridi Paul’un söylediği gibi “kendini küçülten herkesin sonunda yükseleceği” inancı hakimdir.
Raskolnikov’un elinde fırsat olmasına rağmen kaçmaz. Çünkü ceza’dan korkmamaktadır. İşlediği “günah”ın farkındadır. Hukukun cezasından kaçsa da Tanrı’nın cezasının ve vicdan azabının onun peşinin bırakmayacağının farkındadır.
Suç işlemeden önce din değerlerini inkâr eden, yücelmesi için arzularının esiri olan Raskolnikov suçu işledikten sonra bilinçaltına ittiği dini değerlerin farkına varır ve azap içinde yaşar.  “Kendi çarmıhını omuzlayan Raskolnikov onun ağırlığına dayanamayınca artık onu boynuna takar.”  (Sonya’nın verdiği haç, onun kutsal çilesinin işaretidir.) Artık işlediği günahın farkındadır ve ömür boyu onun kefaretini tüm ruhunda taşıyacaktır.