VERMEER’İN RESİMLERİNDE
ARAYIŞ ve AYDINLANMA İZLEĞİ VE MEKÂNIN İŞLEVİ
emrahgürsu

Hollandali ünlü ressam Vermeer eserlerinde gündelik hayatin herhangi bir anini yani yasamin bir
kesitini sunar. Ama onun eserlerini degerli kilan gündelik yasamdan kesitler verirken gerek kisilere
gerekse mekâna dinamik unsurlar yüklemesidir. Eserlerindeki unsurlar bosuna konulmaz ve onlarin
duruslarinda resme renk katan anlamlar vardir. Resimlerinde kadin hâkim unsur olmakla birlikte burjuva yasantisindan
kesitlerle kadin-erkek ilis-kilerini ahlaki bir deger üzerine oturtur ve yüceltir. Vermeer’in eserlerinde objeler yerli yerindedir ve hepsinin bir görevi vardir. Objenin bulundugu yer ve durum
bilinçlidir ve günlük yasam halindeki obje bulundugu konumla simgesel bir islev üstlenmistir. Yani objenin durumu ve
konumu görünen ile anlatilmak istenilen soyut ile somut arasindaki iliskiyi kurar. Yani gündelik siradanliga
katilan semboller onu diger ressamlardan ayirir.
Isik ve renk unsurlari en önemli ögelerdir. Zira tablolarina aksettirdigi isik; isik- gölge 
iliskisinden ziyade bir arayis sonundaki bilinç uyanisinin ve aydinlanmanin sembolüdür. Ressamin
amaci burada resimde olmazsa olmaz olan gölgeyi, dogurma islevine sahip olan isigi göstermek degil, gölgeyi
aydinlatma görevi üstlenen isiktir.(Lakin ressamin teknik açidan isik ve gölgeyi kul-lanmadigi düsünülmemeli.
Zira ressam görüldügü üzere teknik açidan gölge-isik iliskisini çok basarili uygulamistir.) Ressamin
bir diger önemli özelligi renk çogullamasi yerine renk birlikteliginden dogan tek /yogun renk
uygulamasi oldukça basarili yapmasidir. Vermeer’in yapitlarinda hâkim bir renk vardir. Örnegin Mektup Okuyan
Mavili Kadin’da (Woman in Blue Reading a Letter) -yanda- mavi, Inci Kolyeli Kadin’ da (Woman with a Pearl Necklac )
-yukarida- sari hâkim olan renktir. Dikkat edilirse ikisinde de isigin kaynagina bir yönelis vardir. Ikisi de pencereye
yönelmis birisi mektupla ilgilenirken digeri kolyesiyle ilgilenmek-tedir. Iki kadininda ellerindeki objeyi
tutuslarina dikkat edilmelidir. Zira yandaki resimde mektubu tutus ve üstteki resimde kolyeyi
tutusta bir incelik vardir. Ayni zamanda elbiselerindeki ve saç sekillerindeki zerafet
o dönemki burjuva sinifinin yansitilmasi bakimindan önemlidir.
Sag üstteki resimde kadin kolyesini parmaklariyla incelerken ayni zamanda yüzünü pencereye dönmüs ve arayis içindedir.
Ayni arayis sag alttaki resimde kadinin mektubunda görülmektedir. Kadin tüm dikkatiyle mektubu okumaktadir.
Ikisi de pencereden gelen isikla aydinlanirken bir diger aydinlanma masanin üzerindeki
kitaplarla gerçeklesir.
Vermeer’in en önemli yapitlarindan biri Cografyaci (The Geographer) adli yandaki eser-dir. 
Tabloyu önden arkaya dogru incelersek masanin önünde bir büzülmüs/kirismis bir hali bulunmaktadir.
Hali kullanim alani itibari ile yere konulandolasiyla yer ile özdeslesen bir nesnedir. Kirisik olusu aslinda
bireysel çatismayi(akil-sezgi-ruh) simgeler. Masanin üzerinde bir harita oldugunu pergelden anlayabiliyoruz.
Adamin sol eli kitaba hâkimken sag elinde açik halde bulunan pergel de bireysel aydinlanmayi ve akli simgeler.
Ayni aydinlanma bu defa iç etkenlerle degil dis etkenlerle olmaktadir. Pencereden gelen isik dis etkenli
oldugu gibi adamin da bireysel aydinlanmasinin yönünü degistirir. Zira adamin basi çalismasi üzerine egilmemis,
aksine içinin aydinlanmasini saglayan dis dünyadan gelen isik üzerine yogunlasmistir. Görüldügü gibi isik
haritanin üzerine düsmüs ve akil aydinlanmasindan çok ruh aydinlanmasini saglamistir. Zira adam haritada degil
pencere arkasindaki dünyada bir seyler aramaktadir. Yine aydinlanma görünmeyenin fark edilmesi
karanlikta kalanin aydinliga çikmasi seklinde oldugu düsünülürse küçük bir kismi görünen perdenin de adeta
aydinligin önündeki engel olmasindan dolayi yana çekildigi fark edilir. Bir diger arayis pergel
biçimiyle (V) özdeslesen boyundan karina dogru uzanan kirmizi yakadir. Tutku ve arzunun rengi olan
kirmiziyla akil, masumiyetin ve safligin sembolü olan beyazla ruh kavramlari çatismaktadir. Ressam isteseydi
yakayi dar tutar ve beyazi arka plana itebilirdi fakat yakayi açarak beyazin (aydinlanmanin) çikisini istemektedir.
Adamin üzerinde bir küre vardir. Böylece “Cografyaci” nin omuzlarina
dünyanin bütün yükü bindirilmistir.
Yandaki resim ise Vermeer’in Gökbilimci (The Astronomer) adli eseridir. Bu iki tablo karsilastirildiginda
ruhsal aydinlanma ile pratik usun çatismasi görülecektir. Hemen ayni dekorla karsilassak da dekorun
kullanimi ve islevi degismistir. Derinlik ancak objelerin konumuyla anlasilabilir. Resimdeki derin sessizlik
hâkimiyet unsurunu ön plana çikarir. Dikkat edilirse buradaki renkler daha mattir, disaridaki aydinlik içeriye
girmekte zorlanmaktadir. Isik adeta buzlu camdan geçmis gibi kirilmistir,
bireysel ve me-kânsal aydinlanmayi yapmada basarili degildir.
Adam sol eliyle masayi tutarken sag eliyle küreyi incelemektedir. Fakat sol eliyle masayi kavrayisiyla
kendine güveni sag eliyle mitolojik gökyüzü küresini avuçlarina alma arzusu evrene olan hâkimiyet
duygusunu gösterir. Yine önünde açik duran kitap bireysel aydinlanmayi simgeler fakat kitaplarin konumu
önemlidir. Zira üstteki resimde kitap kapaliyken bu resimde kitap açiktir. Ve üstteki resimde kendi
isinden çok doga yönelmis bir adam varken alttaki resimde tamamen isine konsantre olmus bir kisi görürüz.
Peki, bu bir tesadüf mü? Elbette ki degil. Çünkü üstteki resimde insanin dogaya (akildan ruha) yönelisi
varken alttaki resimde disla ilgisini koparmis isine (aklinin hâkimiyetine) yönelmis bir birey vardir.
Karisik mitolojik imgelerle süslenmis evren adam tarafindan çözülmek istenmekte ve o evrene hâkim olmak
istenmektedir. Ayni karisik imgeleri masanin üzerindeki dallar ve çiçeklerle
süslenmis halida da görmekteyiz. Kirisik ve karmasik hali kaosu simgeler.
Alttaki resimde akilla yorumlanan ve kavranilamayan dis dünyanin iç dünyaya tahakkümü görülürken
üstteki resimde akildan bunalan ruh ötelerden gelen isigin etsiyle bir siginma
yeri arar ve bu siginma yeri: Doga’dir. Vermeer’in hemen hemen tüm eserlerinin mekâni “ev”dir. Kisilerin tamami ev içindedir.
Gaston Bachelard’in da dedigi gibi “Evimiz bizim ilk evrenimizdir. Ev gerçek bir kozmos’dur.”
Ev bir kutsal bir siginaktir. Adeta anne rahmi görevini üstlenen ev, kaos’tan, dis dünyanin
kusatilmisligindan kurtulusun mekânidir. Bu yönüyle fiziksel (daha çok maddesel) bir kimligi olan
ev adeta canlanir ve ruhsal bir hüviyet kazanir. Ev içindeki birey (ruhsal varlik) ev’in
kapaliligindan sonsuzlugun açilim yeri olan pencereye yönelir. Disaridan gelen isik
disa açilma arzusuyla yanan insanin pencereye yönelmesini saglar. Dis dünya ve gök ile ev arasinda
fenomenolojik bir bag kuran “pencere” insanda tüm yönelimlerin basladigi fiziksel bir obje olmadan
öte dünyaya açilan bir gözdür. Bachelard’in dedigi gibi “Yalnizca isigi ile bile
ev insani bir varliktir.” Yandaki resimlerde de yine bir pencere ve isik unsuruna bagli olarak dis dünya
arayisiyla asil iç huzuru bulma istegi vardir. Mekânlarin etkisiyle ruhun kusatilmisligi
pencere ile bir arayisa dönüsür ve pencereden giren isikla aydinlanmaya kanat çirpilir. e.g.